Seçimlik
Üyelik Girişi

Anasayfa

konuşmadan siyaset…

Prof. Dr. Erol KÖKTÜRK
(Harita Y. Mühendisi)


Ülkemiz, Cumhuriyet Dönemi’nin en sıkıntılı, en bunalımlı günlerini yaşıyor.

Cumhuriyet Rejimine, Cumhuriyetin kazanımlarına doğrudan bir saldırı var…

Ve ülkenin bu noktaya gelmesinde, siyaset kurumunun “konuşmama” üzerine kurulu olmasının payı çok büyük…

“Ağzı olan konuşuyor” anlamında bir konuşmadan söz etmiyorum elbette…

“Konuşmaktan” söz ediyorum…

Çünkü “konuşmak”, hazırlık yapma, kafa yorma, içerik oluşturma, temel sorunları saptama, çözümleri olgunlaştırma, zamanlama, analiz, sentez, söylem, önerme gibi öğeleri kapsamak zorunda… Bir konuşmanın “konuşma” olup olmadığını tartmak için bu öğeler önemlidir.

“Konuşmak” önemli bir eylemdir.

Hiç kolay olmayan, zor bir eylemdir.

Bu açıdan bakıldığında sormak isterim: Sizler siyasetin Türkiye’de konuşularak yapıldığına inanıyor musunuz?

Ne yalan söyleyeyim, ben inanmıyorum…

*****

Kuşkusuz ve tartışmasız, konuşmanın hakkını vererek ülkemizi daha uygar, akılcı, demokratik ve bilim temelli bir ülke yapma mücadelesi verenlere, bunun için bedel ödeyenlere, ödemeyenlere selam olsun!

Yazı bunların dışında kalanlarla ilgilidir…

*****

Bazı ideolojik temelli demokratik ve akılcı partiler dışında bir genelleme yapacağım. Konuya, siyasi parti üyeliği, mahalle delegeliği, ilçe kongre delegeliği, ilçe başkanlığı ve yönetim kurulu üyeliği, il kongre delegeliği, il başkanlığı ve il yönetim kurulu üyeliği, belediye meclis üyeliği, belediye başkanlığı, kurultay delegeliği, parti meclisi üyeliği, genel başkanlık, MYK üyeliği, milletvekilliği düzlemlerinde bakıyorum.

Kuşkusuz “konuşma” tartışmasını yalnızca siyasi partiler düzleminde değil, meslek kuruluşları, sendikalar ve demokratik kitle örgütleri düzleminde de yapmak gerekir.

Bu kapsamda ele alındığında, “unvanların” çok fazla olduğu görülmektedir.

Ülkemiz, adeta bir “unvanlılar” ülkesidir.

Bu unvanlara oynayan, seçilen-seçilemeyen o kadar çok kişi var ki; ülkesi için, partisi için, mesleği için, sınıfı için ne düşündüğünü bilmediğimiz…

Nasıl bir ideolojik altyapıya sahip olduğunu öğrenemediğimiz…

Çünkü aday olanların önemli bölümü konuşmaz…

Ama hep bir yerlere seçilir…

Bu kurumlardaki varlıklarını seçilme üzerine kurgulayanların çoğu, açık ortamlarda pek konuşmazlar zaten.

Konuşurlarsa, avuç içleriyle ağızlarını kapatırlar.

Ya da kulak arkasına konuşurlar.

Yüksek sesli asla konuşmazlar.

Kürsülere pek çıkmazlar.

Çıkanların da ne demek istediği anlaşılmaz…

Türkçesi, kafa-kol siyaseti yaparlar… İlişkileri öyledir, çünkü…

Onların gözü protokol sandalyelerindedir, koltuklarındadır.

Fotoğraf karelerindedir.

Buralar için kavga bile edebilirler.

Ama fikirsizliklerini asla açığa vurmazlar… Fikirsizliklerinin bilgisizliklerinden kaynaklandığının görülmesini istemezler… Bu hataya düşmezler…

Fakat hep bir yerlere seçilirler, iyi mi?

Seçildikten sonra ise gövdelerini görürüz.

Ama fikirlerini göremeyiz. Çünkü yoktur!

*****

Konuşarak siyaset yapanların bir bölümünün konuşmaları da “boş küme”dir. Kendilerini göstermek için konuşurlar. Siyasete yön verecek bir altyapıları olmadığından, konuşmalarının içi dolamaz zaten.

*****

Değerlendirmelerimi siyaset kurumu üzerinden sürdüreyim…

*****

Konuşmanın ağırlığını oluşturamayacakları için konuşmamayı benimseyip “siyaset” yapanları seçerken, seçmen bunları tanımadan, tanıma fırsatı bulamadan oy veriyor.

Tanısa, oy vermeyecek olasılıkla…

Ve ben inanıyorum ki, salt seçmen olanlar, kişisel olarak hiçbir siyasi amacı olmayanlar çok daha fazla konuşuyor. Ülkenin sorunları üzerine çok daha fazla kafa yoruyor. Ama adına “reel siyaset” denilen kurumların içinde yer almıyor. O yapılar içindeki gruplara ait olmuyor. Fakat fikrini dobra dobra söylüyor. Çözümlerini sıralıyor.

Siyasi parti üyesi olmayanların çok büyük bölümü “konuşmadan” siyaset yapanlardan çok daha iyi donanımlılar.

Ama var olan siyasal yapıda bu kişiler değil, “susarak” siyaset yapanlar kendilerine bir siyaset yolu açabiliyor.

*****

“Susarak” siyaset yapanlar asla dobra dobra konuşmazlar. Konuşurlarsa, yitirebilirler… Seçilemeyebilirler… Seçilememek, var olamamak demektir.

Bu nedenle konuşmayarak riske atmaz var olma olasılığını… Çapsızlığını ele vermek istemez…

Süreçler bittikten sonra da siyasette “düzey”den, “kalite”den, “etik”ten söz ederiz…

Derdi bize düşer…

Oysa bu seçilmiş suskunların böyle bir dertleri yoktur.

Acı olan şudur ki, seçildikten sonra siyasete de kararlara da onlar yön verirler.

Ne yaman bir çelişki…

Kişi adı, örneği vermeyeceğim. Siyasi parti adı da vermeyeceğim.

Gerek de yok…

Ama,

  • Varlıklarını absürt yaklaşımları sonrası öğrendiklerimiz
  • 10 yıldan bu yana parlamentoda olup hem emekli hem aktif milletvekili maaşı (yaklaşık450-500 bin TL) alanları yıllar sonra öğrendiğimiz
  • Partisinden ayrılıp tam zıddı partilere geçenleri gözlemlediğimiz
  • Siyaset aritmetiğine sığınmak dışında bir toplumsal varlık oluşturamayanların çoğunlukta olduğu bir siyaset yapılanmasının olduğu
  • vs. vs.

gerçeklikte yaşıyoruz.

Bunların çoğu, “konuşmadan” oralara gelip, “konuşmadan” oralarda tutunup, “konuşmadan” var olduğunu sananlar…

*****

Hangi düzeyde olursa olsun, her seçim öncesi adaylıklar uçuşuyor ortalıkta… Her şey, ama her şey seçimi kazanma üzerine kuruluyorİlkeler bir yana mı bırakılmış, yoksa onlar hiç olmadılar mı nedir, pazarlıklar yapılıyor... Görmüyoruz, bilmiyoruz... Sonra televizyon ekranlarında, gazete manşetlerinde bildik, hiç yabancısı olmadığımız, benzerini kerelerce duyduğumuz demeçler... Yapılmak istenenler diye bir kaygı hissetmiyorum ben, birilerini ille de bir şey yapma isteklerini ve niyetlerini kabaca duyumsuyorum. Bu nedenle söylenenleri samimi bulmuyorum. Evet doğruyu söylemek gerekirse, güven sorunu yaşıyorum.

Bunları izlerken ben de Jean MONNET’in söylediklerini anımsıyorum; “Siyasette bir şeyler olmak isteyenlerle, bir şeyler yapmak isteyenler vardır. Ama siyasette bir şeyler olmak isteyenlerin bir şeyler yapacaklarına dair hiçbir garanti yoktur

Ve hiç konuşmadan, hiçbir şey yapmadan seçilme dönemini tamamlayan o kadar çok kişi var ki…

Seçilmelerine bakılarak “siyaset aktivistleri” denilebilecek bu kişiler, aslında “siyaset pasifistleri”…

*****

Belirttiğim gibi, vatandaşlar olarak biz de gelişmeleri izliyoruz, gelişmeler üzerine konuşuyoruz… Seçimleri konuşuyoruz… Sahi biz neyi konuşuyoruz, konuşanlar neyi konuşuyor? Seçeceklerimiz neyi? Dilimiz aynı mı? Beklentilerimiz aynı mı? Hedeflerimiz aynı mı? Bir niyet birliği var mı ortada?

Bunun oluşması zaman alacak.

Çünkü bu güzelim ülkede bir yandan “Konuşan Türkiye” sloganını ellerinde seçim malzemesi yapanlar, öbür yandan toplumu susturmak için inanılmaz düzenekler kuranlar değil mi?

Konuşanlar, nasıl aday olabilecekleri üzerine konuşuyorlar… Varsa konuşacakları, bunu adaylık sıralaması belirleyecek… Oysa aday olmaları için ne için aday olduklarını konuşmaları gerekiyor… Bu anlamda hangisi konuşmaktır? Soru işareti…

Bence konuşmuyoruz…

Çünkü gerçek anlamda konuşanların çok büyük bölümü seçilemiyor… Seçilenler de konuşulması gerekenleri konuşmuyor?

Çok insan var konuşmadan yaşayan ve konuşmadan siyaset yapan çok kişi...

Susmayı bir siyaset tarzı olarak kabul etmiş çok siyasetçi var.

Konuşursa yitirmekten korkan siyasetçilerin sayısı az değil...

Siyasetçi derken, yanlış anlaşılmasın, yalnızca parlamentodan söz etmiyorum; üyeler, delegeler, yöneticiler, başkanlar, meclis üyeleri, kurmaylar vs.

Bu nedenlerle ben, bir vatandaş olarak, belediye meclisi ya da parlamento seçimleri sonucunda var olan parlamentonun y da meclislerin profilinden farklı bir yapının ortaya çıkacağına inanamıyorum

Belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin de 1986 yılından beri yürürlükte olan “belediye meclislerinin plan yapma ve değiştirme yetkisine sahip olmaları” cazibesinin dışında oluşacağına inanamıyorum

*****

Üzüntüm yapabilecek fazla bir şeyim de yok… Bu bana sıkıntı ve hüzün veriyor…

Parlamentoda, parti başkanlarının, belediyelerde belediye başkanının yetkilerinin yaratacağı oligarşiyi yıkacak bir yapının oluşması için hiçbir şey yapılmıyor, yapılamıyor…

Yakınmaları dinliyorum, okuyorum; kararsızların oranı yüksekmiş, aklı başında insanlar siyasete katılmıyormuş, depolitizasyon sürüyormuş, halk siyasete ilgi göstermiyormuş… Oysa halkın siyasete ayrıca ilgi göstermesine gerek yok ki, her gün onun içinde yaşıyor çünkü… Ama içinde olduğu bir şeyin belirleyicisi olamıyor…

O konuşuyor aslında… Ama duyan yok… Daha doğrusu duyuran yok…

Çünkü olay, roller üzerine kurulmuş… Kimisi kendisini oynuyor… Kimisi yönetmen tarafından verilmiş, ama hiç de kaldıramadığı bir rolü… Kimisi yıllardır olduğu yerde kalan bir figüranın baş rol oynayamamış olmasının sıkıntısını, kimisi ise her nedense rol aldığı bir senaryonun bir yerlerini… Onları izleyen ve alkışlamaya gelen izleyicilerin bir türlü anlayamadıkları, daha doğrusu beklediğini bulamadığı bir oyun bu… Her keresinde bitiminde bir daha gelmemeyi homurdandıkları bir oyun… Konuşanlar rollerine göre konuşuyor… Gelenler oyunun başlığına bakıp yanıldıklarını düşünüyor…

*****

Bir yerde bir hata, eksik, yanlış, sakatlık var…

Bunu bulmak gerekiyor…

Bu oyuna olması gereken yerde müdahale etmek gerekmiyor mu?

Bazı kampanyalar var: “Yamyamlara Oy Yok!”, “Kirliye Oy Yok!”, “Temiz Aday, Temiz Meclis” gibi. İlgiyle izliyorum… Geleceğe dönük umutlar olarak görüyorum onları…

Ama orada kalıyor o umutlar…

İnanın bir karamsarlık duygusuyla yazmıyorum.

Ama gözlemlerim böyle.

Yanlışsam söyleyin.

*****

Önce karşı karşıya olduğumuz gerçeğin adının doğru konulması, tanımının doğru yapılması gerekiyor.

Vatandaş olarak ciddi bir siyasi kondisyona gereksinmemiz var… Yeni bir enerji yüklemeliyiz kendimize… Yaşadıklarımız bizi umutsuzluğa düşürmemeli… Onları bir daha yaşamamak için unutmamalıyız. Toplumsal belleğimizi hep canlı tutarak, ulaşılabilir kılarak yaşananlardan dersler çıkarmalıyız… Ve belki tarihi ikinci kez yaşayamayız, ama geleceğimizi farklı tasarımlarla biçimlendirebiliriz. Tek tek hepimizin yapabileceği bir şeylerin olduğunu unutmadan ve bu tek teklerin çok önemli olduğunu göz ardı etmeden

*****

Konuşmadan siyaset yapmak insanları bir yerlere taşıyabilir… Önemli olan ise konuşarak, konuşabilerek bir şeyler yapmanın, bir şeylerin yapımına ve bir şeylerin değiştirilmesine katkı vermenin doyumunu yaşamak

Bu nedenle konuşmadan ya da konuşamadan doyumsuz mevkiler peşinde koşmaktansa, konuşarak birlikte olmanın ve birlikte değiştirmenin sıradan keyfini yaşamak çok daha anlamlı ve önemli…

Konuşmadan siyaset bir süre daha onların olabilir; ama hep düşlerini kurduğumuz ve yalnızca düşlemek değil yaşamak istediğimiz gelecek ancak konuşarak ve onun için çalışarak yaratılabilir

*****

Yeniden başa dönüyorum.

Ülkemiz, Cumhuriyet Dönemi’nin en sıkıntılı günlerini yaşıyor.

Cumhuriyet Rejimine, Cumhuriyetin kazanımlarına doğrudan bir saldırı var…

Ve ülkenin bu noktaya gelmesinde, siyaset kurumunun “konuşmama” üzerine kurulu olmasının payı çok büyük…

Ve bu zor koşullarda, konuşmanın ne kadar önemli olduğunu daha yeni bir örnekle yaşadık.

Konuşan, Deniz GÖKTAŞ’tı…

Kendi alanında ve kendi söylemiyle konuştu.

Ve konuşmanın ne kadar etkili bir eylem olduğunu gösteriverdi.

Sonrasında da cesur bir tavır aldı.

Yönetenler hiç duraksamadan özgürlüğünü askıya aldılar.

O, şimdi bedel ödüyor…

*****

Yaratmak bugün tehlike gösteren bir eylemdir. Sanatçının yayımladığı her eser bir eylem niteliğindedir ve bu eylem, hiçbir şeyi affetmeyen bir yüzyılın arzuları karşısında kişiyi savunmasız kılar. Buradaki sorun sanatın bundan dolayı zarar görüp görmeyeceği değil, sanat ve onun ifade ettiği şeyler olmaksızın yaşayamayan insanlar için, çok sayıda ideolojinin baskısı altında (ne kadar çok kilise var, ne büyük bir yalnızlık!), yaratma özgürlüğünün nasıl hala olanaklı olabileceğidir.

Böyle diyor Albert CAMUS, Uppsala Üniversitesi’nde 14 Aralık 1957 tarihinde verdiği “Sanatçı ve Çağı" başlıklı konferansında (Can Yayınları)…

Deniz GÖKTAŞ olayı tam da budur…

*****

Doğru yerde, doğru zamanda, doğru içerikte, doğru söylemle konuşmak önemlidir ve bir yurtseverlik görevidir.

Siyaset, konuşmadan siyaset yapanlardan arındığı sürece toplumsal niteliğini yükseltecek, siyaset kurumuna güven artacaktır.

Konuşmadan siyaset yapanları ödüllendirmeyen siyaset kurumlarıyla bugünkü derin bunalım aşılabilir.

Susan, konuşmayan, renk vermeyen siyasetçilerle bu bunalım ancak uzar ve derinleşir…

 

Yayınlanma Tarihi: 20.07.2026