Seçimlik
Üyelik Girişi

Anasayfa

TAPU BİLGİLERİNE ERİŞİM KONUSU

Prof. Dr. Erol KÖKTÜRK

(Harita Y. Mühendisi)

Tapu kütüğündeki kayıtlara erişim konusu, Adalet Bakanı sayın Akın GÜRLEK’in taşınmaz varlıklarının CHP Genel Başkanı sayın Özgür ÖZEL tarafından açıklanmasıyla bir kez daha gündeme geldi.

Oysa bu konu hep önemli bir konuydu.

Örneğin Kanal İstanbul geçkisi üzerinde taşınmaz satın alan özellikle Arap kökenli yabancılar hep merak edildi ve kamuoyunda tartışma konusu oldu. Bir kamu hizmeti yapan değerli gazeteci sayın Murat AĞIREL 2021 yılında bu konuda birçok köşe yazısı yazdı. O verilere nasıl erişti, bilemiyorum. Çünkü var olan pozitif hukuk kapsamında erişim hakkı yok.

Sonra bu bölgedeki imar planlarının Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 18. Madde yoluyla uygulanması sırasında, Dağıtım Cetvellerinin “Mülkiyet” sütunu ilk kez kapatıldı. 1972 yılında bu yana yapılan arsa düzenlemelerinde ilk kez böyle bir “kapatma” yaşandı.

20 yıl önce İsraillilerin Güneydoğu Anadolu’da taşınmaz edinmeleri konusu da kamuoyunda hep gündeme gelmişti. Özellikle Suriye sınırı boyunca süren mayınlı alanın organik tarıma açılması için İsrailin buraları ele geçirme amaçları çok konuşuldu. Ama bu ve yakını bölgede hangi İsrail vatandaşlarının veya onlar adına kimlerin alım yaptıkları konusu hep üstü örtük kaldı.

Örnekler çoğaltılabilir.

Demem o ki, “tapu verilerine erişim” konusu her zaman önemliydi ve önemlidir.

Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanunu’na (m. 705) göre, bazı ayrık durumlar dışında, “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.” Bu nedenle herhangi bir gerçek ya da tüzel kişinin Türkiye’nin neresinde bir taşınmazı olup olmadığı, ancak tapu kütüğünde var olan kayıtlar incelenerek ortaya konabilir.

Tapu kütüklerindeki (kara kaplı defterlerdeki) kayıtlar dışında, tapu senetleri dahil hiçbir bilgi ve belge, sahiplik konusunda geçerli olan hukuksal durumu yansıtmaz. Hele hele tapu senetleri “kıymetli bir belge” değildir. Kanıtlama belgesi değildir. Bir savlama belgesi olabilir. Tescil önceki mülkiyetin kazanılmasını düzenleyen hukuk kurallarına göre üretilmiş belgeler dışındaki her sav için kara kaplı deftere bakmak gerekir.

Bu nedenle Tapu Kütüğü’nün ilkelerinden olan “Açıklık (Aleniyet) İlkesi” önemli bir ilkedir.

“Tescil”, mülkiyet verilerine erişimi açıklığa kavuşturur. Yani “açıklık” ile anlatılan, bilgilerin “kamuya açık” ve “herkesçe ulaşılabilir” olmasıdır.

Neden tapu kütüğündeki verilere erişim önemli olur?

Haksız kazanç, kara para aklama, kamu taşınmazlarının talanı, taşınmazlara çökülmesi, arsa spekülasyonu, miras, alım vb. birçok konuda bu erişim konusu önem kazanır.

Bu yazıda uzun uzun “Açıklık İlkesi”ni anlatacak değilim. Merak edenler internette birçok makale bulabilirler.

Ben Rona AYBAY öğretmenin 2 yazısına işaret etmekle yetineceğim. Birinci yazının[1] başlığı: “Tapu Kütüğü Kamuya Açık Olmalı” Yazı, 9 Temmuz 2001 tarihinde yayınlanmış.

Değerli Öğretmenimiz bu konuya yaklaşımını, sonraki yıllarda daha kapsamlı olarak ele aldı ve yayınladı.[2]

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 22.11.2001 tarihinde kabul edilmiş; 08.12.2001 günlü ve 24607 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yani, değerli öğretmenimiz, TBMM’de 1926 yılında yürülüğe giren Medeni Kanun’un değiştirilmesi görüşmelerinin yapıldığı bir dönemde birinci yazısını yayınlanmıştır. Yasakoyucuyu uyarmak istemiştir. Konunun önemine dikkat çekmek istemiştir.

Cumhuriyet Devrimi’nin ve modernleşmenin en önemli belgelerinden biri olan Türk Medeni Kanunu, 1912 tarihli İsviçre Medeni Kanunu’nun çevirisi yoluyla Meclis gündemine gelmiş; 4 Şubat 1926 tarihinde kabul edilmiş; 4 Ekim 1926 tarihinde, 743 sayı numarasıyla yürürlüğe girmiştir.

Bu Yasa, 75 yıl yürürlükte kaldıktan sonra, özellikle AB müktesebatına uyum kapsamında Aile Hukuku bölümünde çok önemli değişiklikler yapılarak, dili Türkçeleştirilerek 4721 yasa numarasıyla 2001 yılında yürürlüğe girmiştir.

Rona AYBAY Öğretmen, yazısında, “Tapu siciliyle ilgili olarak yasada sözü edilen “aleniyet”in bu tanıma uymadığını, bunun olsa olsa “sanal” bir kamuya açıklık olduğunu, hepimizin kendi yaşam deneylerimizden bilebileceğimizi söylemektedir. Öğretmenimize göre, tapu sicilinde yazılı bilgilere ulaşmak hiç de kolay değildir. Zaten, 1926 tarihli Medeni Kanun’un (MK) ilgili maddesi de (MK. 928) birinci tümcesiyle koyduğu “Tapu sicili alenidir” ilkesini, hemen ardından gelen tümceyle değerden düşürmektedir; tapu kütüğündeki bilgiler herkese değil sadece ilgisini kanıtlayanlara (alakasını ispat edenlere) açıktır.

Sürdürmektedir Öğretmenimiz: Medeni Kanun’daki bu çelişkili hüküm, Türk Medeni Kanun Tasarısı’nda da aynen benimsenmiş görünüyor (madde 1020). Tasarının getirdiği değişiklik, yalnızca dille ilgilidir; içerik ve anlam değiştirilmemiştir. Tasarıya göre de tapu sicili herkese açıktır, ama tapu kütüğündeki bilgilere ulaşabilmek için “ilgisini inanılır kılmak” gerekmektedir.

Oysa dünyada birçok ülkede tapu sicilindeki bilgilerin gerçekten “kamuya açık” ve “kolay ulaşılabilir” olmasının sağlandığı görülmektedir. Birçok ülkede, herkes özel bir çaba harcamasına hiç gerek olmaksızın, tapudaki bilgilere kolayca ulaşabilmektedir.

Değerli Öğretmenimiz kendisinin deneyimlediği iki örnek vermektedir: Örneğin, Kanada’da insanların, bağlantı kurdukları internet yoluyla kentteki bütün taşınmazlarla ilgili bilgileri evlerindeki bilgisayarlar aracılığıyla okuyabildiklerini duymuştum; gittiğimde kendim de gördüm.

Calgary kentinin merkezinde, tepesinde döner bir restoran olan kocaman kulenin bile maliklerinin kim olduğunu, kule üzerindeki ipotek haklarının sahiplerini ve borç tutarlarını, bir bilgisayar çıktısı olarak elde etmem hiç de zor olmadı. Kimseye, bu bilgileri niçin istediğimi anlatmam; “ilgimi inanılır kılmam” filan da gerekmedi.

Tapu kütüğündeki bilgilerin herkese açık (aleni) olduğundan, ancak böyle bir ortamda söz edilebilir. Herkesin, tapudaki bilgileri bildiği varsayımı da ancak orada geçerli olabilir. Tapu kütüğündeki bilgilerin herkese açık olmasının gerçekten sağlanmasında, kişilerin özel yaşamlarının gizliliği açısından sakıncalar olduğu düşünülebilir. Böyle bir durumun, taşınmaz mal sahiplerinin bazıları açısından istenir bir şey sayılmaması olanaklıdır. Ama çağdaş hukukta toprak mülkiyetinin, bireysel çıkarların ötesinde, kamuyu ilgilendiren bir boyutu olduğu unutulmamalıdır.

Değerli öğretmenimizin bu uyarılarının yasakoyucu tarafından dikkate alınmadığı görülmektedir.

Aşağıda 1926 yılındaki ve 2001 yılındaki düzenleme verilmektedir:

4 Ekim 1926 Tarihli Türk Medeni Kanunu’nda Açıklık Düzenlemesi

8 Aralık 2001 Tarihli Türk Medeni Kanunu’nda Açıklık Düzenlemesi

(C) TAPU SİCİLLİNİN ALENİYETİ:

Madde 928- Tapu sicili alenidir. Alakası olduğunu ispat eden herkes, kendisince ehemmiyeti olan başlıca sayfaların evrakı müsbitesiyle birlikte tapu sicili memurlarından biri huzurunda kendisine irae edilmesini yahut bunların birer suretinin verilmesini istiyebilir. Kimse tapu sicilinde mukayyet olan bir keyfiyetin kendisine meçhul olduğu yolunda bir iddia dermeyan edemez.

C. Tapu Sicilinin Açıklığı

Madde 1020- Tapu sicili herkese açıktır.

İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir.

Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez

 

Görüldüğü gibi 75 yıl sonra yapılan düzenleme, yalnızca “dil” ile ilgilidir. 1926 yılındaki “öz”e hiç dokunulmamıştır.

Aslında böyle bir düzenleme yapılırken, “Acaba, dayanak aldığımız İsviçre Medeni Kanunu’nda bu konuda zaman içinde ne tür değişiklikle ve geliştirmeler yapılmıştır?” diye bir incelemenin yapılması gerekmez miydi?

Ben en son 2020 yılında bazı hükümleri değiştirilen İsviçre Medeni Kanunu’ndaki son durumu sizinle paylaşayım:

İsviçre Medeni Kanunu

Madde 970 C. Tapu Sicilinin Açıklığı/Bilgi Edince ve İnceleme Yapma

C. Tapu Sicilinin Açıklığı

I. Bilgi Edinme ve İnceleme Yapma

1 İlgisini güvenilir kılan herkes, tapu sicilini inceleme ve ilgili sayfasının bir çıktısını isteme hakkına sahiptir.

2 Böyle bir ilgi olmaksızın, herhangi bir kişi tapu kütüğünün aşağıdaki verilerine ilişkin bilgi edinme hakkına sahiptir:

1. Taşınmazın niteliği ve taşınmazın kullanım biçimi;

2. Malikinin adı ve kimliği;

3. Mülkiyetin türü ve edinme tarihi.

3 Federal Meclis, irtifak haklarına, taşınmaz yüklerine ve bir ilgiyi inanılır kılma gerekmeksizin kamuya açılanabilecek olan kayıtlara ilişkin diğer verileri tanımlar. Bunu yaparken kişilik haklarının gizliliğine saygı gösterir.

4 Bir kimsenin tapu kaydından haberdar olmadığı itirazı geçerli değildir.

Bu düzenlemedeki 2. ve 3. fıkralar bizde yok… Ve bunlar “Açıklık İlkesi”nin özünü oluşturuyor.

Durumu, kendi özelimde somutlayayım:

Ben harita mühendisiyim ve bir akademisyenim. Üstelik arazi yönetimi (kamu ölçmeleri) alanında çalışıyorum. Yani taşınmaz hukuku, imar hukuku, arazi ve arsa düzenlemeleri, kamulaştırma, taşınmaz değerleme, kentsel dönüşüm vb. konularda... Mesleğimizin sosyal içerikli konuları diyelim... Ama bu konularda yapacağım bilimsel bir çalışma, bir araştırma, bir makale için bile tapu verilerine erişemem. Çünkü var olan düzenlemeler kapsamında “ilgimi inanılır” kılamam.

O zaman şu soru önem kazanmaktadır: Yeni düzenlemedeki “… ilgisini inanılır kılan herkes” kimlerdir?

İlgisini inanılır kılmanın koşulu, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün birçok belgesiyle açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.

Ama ben anladığımı söylersem: Tapu ve kadastro verilerini talep edebilmek için, o taşınmazla, pozitif hukuk kapsamında bir ilişkiniz olması gerekir. Taşınmazla hukuksal bir bağınız yoksa, eli boş dönersiniz. İlişkinizin kamu hukuku alanı üzerinden dolaylı olarak kurulması kabul görmemektedir.

Aslında çağdaş düzenlemelerde “herkes” dense de, bizim buna çok uzak olduğumuzu düşünüyorum.

İlk aşamada, diyelim ki bir akademisyen, diyelim ki kamu görevi yapan bir gazeteci, legal olarak tapu verilerine erişebilmeli...

Kimlerin, hangi kapsamda bu verilere erişebileceği bazı kamu kurumlarıyla (örn. belediyeler), bazı tüzel kişilerle (örn. Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği) yapılan protokoller kapsamında belirlenmiştir. Özel olarak da Avukatlık Yasası gibi yasalarla düzenlenerek bazı meslek ilgililerine bu hak tanınmıştır.

Belirtmek gerekir ki, bugün kauoyunda yapılan tartışmalar penceresinden bakarsak, kendilerine yetki verilen kişiler veya kurumlar, tapu verilerin “aktif” tarafını görebilirler. “Pasif” tarafını, yani geçmişteki işlemleri göremezler.

Yani kamu yararına hizmet gören herkes, tapu verilerine erişemez. Erişemeyince de, bugün olduğu gibi, kamuoyunda gereksiz tartışma alanları yaratılır.

Oysa İsviçre’deki gibi bir düzenleme olsa, bütün polemikler ortadan kalkar. Kamuoyu bu konularla oyalanmaz, uğraşmaz... Zamanlar boşa tüketilmez.

Kişiler de de, nerede görev yaparlarsa yapsınlar, hangi statüye sahip olurlarsa olsunlar, bu düzenlemelere göre yatırımlarını yapar.

Türkiye bazı kirlerden arınacaksa, yolsuzlukları en aza indirecekse, haksız kazançların önüne geçecekse, eşitliği ve adaleti kurumsallaştıracaksa, saydam bir ülke ve toplum yaratılacaksa, bunun yollarından biri tapu kütüklerinin de gün ışığına kavuşturulmasından geçmektedir.

Ülkemizde, yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi, tapu verileri konusunda saydamlığa, dünden daha fazla gereksinme vardır.

Hangi alanda olursa olsun, verilerin, bilgilerin üzeri örtülerek, erişim kısıtlanarak veya engellenerek, daha arınmış bir toplum olamayız.

Önümüzde çağdaş ülkelerin düzenlemeleri durmaktadır.

İstenirse bu saydamlığı sağlamak bir günlük iştir.



[1] AYBAY, Rona, Tapu Kütüğü Kamuya Açık Olmalı, Cumhuriyet Gazetesi, 9 Temmuz 2001

[2] AYBAY, Rona, Tapu Sicili Herkese Açık mıdır?, İstanbul Barosu Dergisi, Mart-Nisan 2013, Cilt: 87, Sayı: 2013-2, ISSN: 1304-737X, s: 15-32

Yayınlanma Tarihi: 23.03.2026