Üyelik Girişi

Ofkelenmemek

ÖFKELENMEMEK…

Bugüne kadar 25 dile çevrilen, 2 milyondan fazla satan, “İnsanlık Onuru İçin Manifesto” denilebilecek 15 sayfalık bir metin, 29 sayfalık ve “Öfkelenin!” başlığını taşıyan bir kitap, ülkemizde de Haziran 2011’de Cumhuriyet Kitapları tarafından basıldı… Stéphane HESSEL’in yazdığı manifestodan söz ediyorum… 94 yaşının baharını süren genç yürekli bir bilgeden… Pilot, diplomat, arabulucu, danışman, eğitimci, filozof, sosyalist, Fransız Direniş Hareketi’nin etkin üyelerinden birisi, faşizme geçit vermemeye çalışan mücadele insanı, Nazi kamplarında işkence altında bile yaşama umudunu yitirmemiş bir savaşçı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi komisyonu üyesi Stéphane HESSEL’den…

Öfkelenin” diyor, ama “Sinirlenmeyin”… Çünkü sinirlenme, umudun yadsınmasıdır

Ya hep birlikte, ya da hep birlikte çıkacağız bu açmazdan. Bir koşulla:

Öfkelenin…”

Siyaset dünyasının, ekonomi dünyasının sorumluları, aydınlar, toplumun tümü mücadeleden vazgeçmemeli, barışı ve demokrasiyi tehdit eden bugünkü uluslararası finans pazarı diktatörlüğünün etkisi altında kalmamalıdırlar.

Herkesin, her birinizin kendi öfkelenme nedeninizin olmasını diliyorum. Bu önemlidir. Beni Nazizmin öfkelendirmiş olması gibi bir şey sizi öfkelendirirse, güçlü ve safını belirlemiş bir militan olursunuz. Tarihin bu hareketine katılırsınız ve tarihin bu büyük hareketi herkes sayesinde sürmelidir. Bu hareketin hedefi daha fazla adalet, daha fazla özgürlüktür, ama bu özgürlük kümesteki tilkinin denetimsiz özgürlüğü değildir. Programı 1948’de kaleme alınan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi evrenseldir. Bu haklardan yararlanmayan birisine rastlarsanız, onun için üzülün ve bu hakları öğrenmesine yardımcı olun.

Doğrudur, öfkelenme nedenleri bugün o kadar açık seçik olmayabilir ya da dünya çok karmaşıktır. Kim emir veriyor? Kim karar veriyor? Bizi yöneten akımlar arasında bir ayrım yapmak her zaman kolay değildir. Faaliyetlerini açık seçik biçimde anladığımız küçük bir seçkin topluluk yok artık karşımızda. Büyük bir dünyada yaşıyoruz ve böyle bir dünyada her şeyin birbirine bağımlı olduğunu duyumsuyoruz. Bugüne dek görülmemiş bir karşılıklı bağımlılık içinde yaşıyoruz. Ama bu dünyada katlanılması olanaklı olmayan şeyler var. Bunları görmek için iyi bakmak, aramak gerekir… Gençlere sesleniyorum: Biraz arayın, bulacaksınız. En kötü tavır kayıtsızlıktır, ilgisizliktir, “Ben bir şey yapamam, elimden bir şey gelmez, ben kendi işime bakarım,” demektir. Böyle davrandığınızda, insanlığı oluşturan temel değerlerden birini yitirirsiniz. Bunun için gerekli olan değerlerden birini, öfkelenme yeteneğini ve bunun sonucu olan siyasal ve toplumsal bir davaya hizmet etme çabasını yitirirsiniz…

Yaratmak, Direnmektir; Direnmek Yaratmaktır…

Kitaptaki öğütleri ve uyarıları ülkemize indirgediğimde, örtüşme, kesişme, yani arakesit çok dar bir alanda gerçekleşmektedir. Öfkelenemeyen bir toplumda yaşıyoruz.

Bunun nedenlerini kendime soruyorum. Öfkelenme konusunda toplumu bağlayan nedenleri, onu hareketsiz kılan, sessizleştiren nedenleri sorguluyorum:

1. Temel sorunlarını çözmüş bir ülke olduğumuzdan mı, öfkelenmek için neden bulunmamaktadır, bulunamamaktadır?

2. Sorunlarımızın çok fazla olmasından dolayı mı, hangisinden başlanacağı başarılamamaktadır?

3. Toplumda kurumsallaştırılan korku mu, öfkelenmeyi engellemektedir?

4. Öfkelenme yerine, kendisine gelecek sırayı bekleme, var olan toplumsal koşullardan kendisine dönecek yararı bekleme eğilimi mi baskındır?

5. Toplumun depolitize edilmişliğinden, duyarsızlaştırılmasından dolayı mı, hareket eden, tepkilerini dile getiren kitlelerin sayısı çoğalmamaktadır.

6. Ortalama eğitim düzeyinin 4-4.5 yıl olduğu ülkemizde, bu eğitim yetersizliği mi görebilmeyi, dolayısıyla öfkelenmeyi engellemektedir?

Bunlardan bazılarının bileşkesi olan bir tepkisizlik hüküm sürmektedir ülkemizde… Tepkilerini her koşulda dile ve eyleme getirenlere kuşkusuz saygısızlık yapmamak gerekir. Onların yürekliliğini, toplumsal sorumluluk duygularını kutlamak gerekir.

foto: Tekel İşçcileri Direnişi, İ.Eskipehlivan

Ama benim belirtmek istediğim, 12 Eylül’ün bir hedefi olarak yaratılan tepkisiz toplum siyasasıdır… Bunda da başarıya ulaşmış görünmektedirler. Ancak böylesi bir tepkisizlik ortamında, Cumhuriyet değerlerine böyle saldırılabilirdi. Toplum, derinden derine bu kadar rahat dönüştürülebilirdi.

Toplumun büyük yığınları yoksulluk içinde iken, gelecek güvencesinden yoksunken, gençler geleceklerini bugünden yitirdiklerini düşünürken, kadına karşı şiddet giderek tırmanırken, özgürlükler ketlenirken, hukuk siyasallaşırken, adalet duygusu yok olmuşken, toplumun çimentosu yakılırken, vd, bu hareketsizlik nasıl açıklanabilir?

Sorunların boyutlanması karşısında siyaset kurumunun “ben çözerim” söylemine oturtulması ne kadar doğrudur? Halkı örgütlenmeye, birlikte olmaya, sorunların üzerine birlikte gitmeye çağırmak varken, “sorunları ben çözerim” söylemi, yığınları kendilerini kurtaracak birini beklemeye sürüklememekte midir?

Onca olumsuzluğun içinde, Berna ile Ferhat’ın 19 ay sonra serbest bırakılmaları bizleri mutlu ederken, onların yaşamlarının bu kadar uzun bir dönemini, haksız biçimde dört duvar arasında geçirmek zorunda bırakılmalarının hesabını kim verecektir? Ne istemişlerdi? Parasız eğitim… Ne isteselerdi yani? “Paralı eğitim çok iyi, harika mı” diyeceklerdi? Ya da sessiz kalmayı mı yeğleyeceklerdi?

Kendi sorunlarını dillendiren, öfkelerini ortaya koyan bu 2 genç herkese model olmalıdır… Sorunlarından koparılmış, sorunlarına yabancılaştırılmış bir toplum, öfkelenemez… Birilerinin, bazı odakların sürekli ve sistematik biçimde toplumu oyalamak, sorunlarını görmelerini engellemek için malzeme ürettiği toplumumuzda, görmeye, farkında olmaya daha fazla çaba harcamak gerekmektedir. Görmek, farkında olmak ve öfkelenmek gerekir…

Nazım, “Ellerinize ve Yalana Dair” şiirinde (1949), “liberal ekonomi” adıyla yaratılan, tüm adaletsizliklerin temeli toplumsal ortamlarda, toplumu öfkelerinden uzaklaştırmak için çalıştırılan yalan makinelerini ortaya koyar:

İnsanlarım, ah, benim insanlarım,

antenler yalan söylüyorsa,

yalan söylüyorsa rotatifler,

kitaplar yalan söylüyorsa,

duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,

beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,

dua yalan söylüyorsa,

ninni yalan söylüyorsa,

rüya yalan söylüyorsa,

meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,

yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ay ışığı,

ses yalan söylüyorsa,

söz yalan söylüyorsa,

ellerinizden başka her şey

herkes yalan söylüyorsa,

elleriniz balçık gibi itaatli,

elleriniz karanlık gibi kör,

elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,

elleriniz isyan etmesin diyedir.

Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız

bu ölümlü, bu yaşanası dünyada

bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

“Indignez-Vous! (Öfkelenin)

“Engagez-Vous! (Mücadeleye Katılın)”