Seçimlik
Üyelik Girişi

Artık Çağdaş Bir Kent: Çaycuma

 

 

 

ARTIK ÇAĞDAŞ BİR KENT: ÇAYCUMA

Tarih, 30 Mart 2014… Bu tarihi anımsayarak, oturup düşünelim. Önyargılarımızı, taraf olma duygularımızı, üyesi ya da seçmeni olduğumuz partiyi, kusur arama özelliğimizi kısa bir süreliğine yan tarafa koyarak, düşünelim.

Yani Türkçemizin güzel deyişiyle, eğri de otursak, doğru düşünelim

O tarihten sonra Çaycuma’ya yapılan “dokunuşu” sorgulayalım.

Çaycuma’nın belediyeye dönüşmesinin tarihi olan 1889 yılından 125 yıl sonra yapılan seçimin, yerleşmemiz açısından taşıdığı önemi bir kez daha aklımızın süzgecinden geçirelim.

Soru şu: 30 Mart 2014 gününden önce Çaycuma nasıl bir yerleşmeydi? Bugün, yani 10 yıl sonra, 2024 yılında nasıl bir yerleşmeye dönüşmüştür?

İki fotoğrafı yan yana koyarak, yorumlar yapalım. Farklılıkları, farklılıkların toplamı olarak ortaya çıkan dönüşümü anlamlandırmaya çalışalım.

Bunu yaparken, lütfen (!) objektif ve yansız olalım. Çünkü olanların akılcı bir değerlendirmesi yapılmadan, yapılanlara değer biçilemez.

Bu yazı, bir Bülent KANTARCI güzellemesi yapma yazısı değildir. Kişisel düşüncem odur ki, çocukluğumdan bu yana tanıdığım Bülent’in böyle bir güzellemeye gereksinmesi de yoktur.

İnsana diyalektik bakış, her bireyi kendi bütünü içinde görmeyi gerektiriyor. Bülent KANTARCI da, belediye başkanı olmadan önce, bir insandır. Bir yapısı vardır. Yetenekleri vardır. Becerileri vardır. Birikimleri vardır. Ama her insanda olabileceği gibi, zaafları da olabilir. Hataları da olabilir…

Ama derler ya, “Sezar’ın hakkı, Sezar’a!…

Elimizi vicdanımıza koyarak, Bülent KANTARCI’nın belediye başkanlığı döneminde yapılanların hakkını vermek, yaratılan eserleri görmek gerekir.

Valla bir şey diyeyim mi, görmemekte inat ve ısrar etmek de o eserlerin varlığını ortadan kaldırmaz, değerini düşürmez. Sorun, görmeyenin sorunudur çünkü.

Siyasetin son derece tehlikeli biçimde kutuplaştırıldığı, “muhalefet belediyesi” olarak bir şeyler yapmanın son derece zor olduğu bir 10 yıllık dönemde, bu yapılanların değeri daha da artmaktadır.

Bu icraatları, özel olarak korunan, kollanan, erk olanaklarıyla desteklenen, önü açılan bir belediye olmadan, son derece kısıtlı olanaklarla, bir yerleşme açısından kısa sayılabilecek bir döneme, 10 yıla sığdırmak kolay değildir.

Ben, bu konularla ilgili bir insan olsam da; örneğin, bana yetki verilseydi, bunları hem de bu kadar kısa süre içinde beceremezdim. Bilmek, başka; yapmak, başka…

Kentleşmenin en önemli kavramlarından birisi, kimlik’tir. Bir yerleşmenin bir kimliği olmalı, yoksa yaratılmalıdır. Bir yerleşme bazı özellikleriyle, nitelikleriyle anımsanmalıdır. Paris deyince, akla “kültür ve sanatın”, “Notre-Dame”ın, “Louvre Müzesi”nin gelmesi; New York denilince, “Central Park”ın hemen aklımıza düşmesi; Roma deyince, “Collesium”un anımsanması; Oslo deyince Vigeland Parkı’nın heykellerinin gözlerde canlanması, Bremen deyince “Mızıkacıları”nın çalmaya başlaması, Safranbolu denilince, “Evlerinin” hemen gözümüzün önüne gelmesi gibi bir önemli öğedir, kimlik. Çaycuma, “Yeşil Çaycuma” kimliğini yitirerek, ne olduğu belirsiz bir kente dönüşürken, bir el dokundu ona. Ne denebilir şimdi Çaycuma için? Bunu size bırakayım… Siz, Çaycuma’yı şimdi nasıl nitelerdiniz? Yeşil Çaycuma’yı aşan ve yeni bir niteleme yapmamız gereken bir kentleşme praksisi oluştu Çaycuma’da.

Her kentin simgeleri vardır… Çaycuma’nın çoklu simgelerinin arasında Sarıkaş Yaya Köprüsü’nün gelmesi gibi. Hele hele ışıklandırılmış görünümü… “Sarıkaş” denmesi bile bir tarihselliktir, yerelliktir…

           “Filyos Çayı’nın baskınlarından Ada’yı korumak veya debiyi düşürmek için           yapılan üç setin en uzağındaki Karakale ile Sarıkaş dolayında yıkanırdık.          Filyos Çayı, Nadır Deresi’nin kenarında bulunan ve mahallemize ait olan          tarlaların sınırlarını oymuş ve dört-beş metre yüksekliğinde, falez gibi bir      yer oluşturmuştu. Mahallenin çocukları olarak, tarlaların içine doğru             “gerilir” ve koşarak Sarıkaş’tan ırmağa atlardık.”

Ben Beylerköyü’nde doğdum, büyüdüm. Biz, çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde, “Irmağın bizim mahalleye ait olduğunu” sanırdık. Çünkü Çarşılılar, ırmağa gelmezdi. Irmağın Nadır Deresi-Köprü aralığını neredeyse yalnızca bizim mahalle kullanırdı; yıkanmak (yüzmek) için, yunak yıkamak için… Yalnızca insanlar kullanmazdı, kömüşlerimiz de kullanırdı. Ve bizim en önemli zevklerimizden biri, ırmakta, kömüşlerimizin sırtına binmekti… Neyse…

Şimdi Irmak, Çaycuma’nın ırmağına dönüştü. Irmak, Çaycuma’nın dışından değil, içinden akıyor artık. Onun ayrılmaz bir parçası oldu. Ayrılmaz bir parçası yapıldı.

Çaycuma, artık bir “su kenti” özelliği kazandı.

Kentin bu özelliğini sindirebilecek en önemli yer, Kent Ormanının oradan Nadır Deresi’ne kadar uzanan set üstü… Yaklaşık 3 kilometre uzunluğundaki bu yaya yolu, doyumsuz bir yürüyüş parkuru oldu.

Yaşam Park, Çaycumalıların kendilerini evlerinden dışarı attıklarında ilk akla gelen alanlardan biridir artık. Çocuklar oyun alanlarında güvenle oynarken, anneler-babalar piknik masasının hazırlığındadırlar…

Çaycuma’nın ırmakla buluştuğu en önemli noktalardan biri Özgürlük Meydanı’dır. Meydan, sırtını ve açılımını iki su alanına yasladı; kapalı havuza ve ırmağa… Ve artık Çaycuma, yaz aylarında, sanatçıların turne planlamalarına girdi. 10.000 dolayında kişinin izlediği konserler gerçekleşmeye başladı.

Çaycuma artık, bir “kültür kenti”ne dönüştü.

Kültürün altyapısı oluşturuldu. Çaycuma’nın sanatçıları ağırlayabileceği mekânları var artık. Açık hava mekânları var, kapalı salonları var ve de dinlenme mekânları…

Çaycuma, “çocukların kenti”ne dönüşmüştür.

Yeni yılın başında Çaycuma’ya gelmiştim. Bir dostumla görüşürken dedi ki, “Kızım, piyano dersi alıyor…” Düşündüm, “Türkiye’nin 922 ilçesinden kaç tanesinde çocukların piyano dersi alma olanağı vardır?”

Çocukların yeteneklerinin serpilip yeşerebileceği olanaklar var bu güzelim ilçemizde.

Çaycuma’da spor denilince yalnızca “futbol” akla gelirdi. Futbolun Çaycuma’nın yerel yaşamında hep önemli bir yeri olmuştur. Ama şimdi Çaycuma, futbola bağımlı olmaktan kurtuldu. Kapalı yüzme havuzundan tenis kortlarına kadar, yeteneklere ve ilgilere açıldı spor.

Çaycuma, artık bir “spor kenti”dir.

Oğlumuz yüzücü olduğu için İstanbul’daki havuzların hepsini, Anadolu’daki havuzların bazılarını görme fırsatımız oldu. Çaycuma’daki kapalı havuza girince şaşırdım. Gördüklerimin hepsinden daha iyiydi. Ve şimdi 2.000 dolayında üye, bu havuzda yüzme yapıyor. Yüzme takımı, madalyaları toplamaya başladı bile.

Belediyeleri belediye yapan en önemli özellik, halka en yakın yönetim birimleri olması… Ama yeni belediye binasını, kurs odalarıyla, tiyatro salonlarıyla, toplantı mekânlarıyla ve daha da önemlisi terastaki cafesiyle mesai içi ve dışı saatlerde halka açmak, az görülen örneklerden birisidir.

Yeni dönemde belediye, belediye binasıyla ve işleyişiyle, tümüyle “halkın belediyesi” olmalıdır.

Ve, ve, Çaycuma bir “açık hava müzesi”dir…

Çaycuma’nın meydanları, bölgenin belleğidir. Bölgemizin madenlerinin, üretim tesislerinin teknolojilerini Karabük Demir Çelikte erimekten kurtaran Başkanımız, onları meydanlarda sergileyerek, Çaycuma’yı bölgemizin belleğine dönüştürdü. En çok üzüldüğüm de, Pazar yeri ile Yaşam Parkın arasında duran, maden ocağının vagonları… Her gördüğümde içim sızlıyor. Türkiye’nin merkezileşmiş yapısının bu vagonları Çaycuma’nın yollarında ring yapmaktan alıkoyması üzüntü verici…

Çok takdir ettiğim bir girişim de kardeş kentlik… “Kardeş kent” olmayı bu kadar iyi değerlendiren kaç belediyemiz vardır? Çaycuma, kardeş kentleriyle (Lennestadt (Almanya), Agryz (Tataristan) ve Konjic (Bosna Hersek)) ilişkilerini dayanışma içinde aktif olarak sürdüren ender belediyelerden birisidir. Bu ilişkiyi, yılda bir kere yapılan turistik ziyaretlerden çıkarıp kültür alışverişine dönüştürmüş olması, övgüyü hak ediyor. Özellikle Lennestadt’la ilişkilerin çok yönlü boyutlanması örnek alınacak bir durumdur.

        “Çaycuma’nın Lennestadt ile yürüttüğü “kardeş kent” ilişkisi boyut                kazanmaya devam ediyor. Bu kez 16 öğrenci, 4 öğretmenden oluşan 20             kişilik Çaycuma TSO Fen Lisesi heyeti Almanya’ya gidiyor. Gymnasium             Maria Königin okulunun konuğu olarak bir hafta Lennestadt’ta kalacak        heyet, incelemelerde bulunup karşılıklı olarak geliştirilecek projeler         üzerinde çalışacak. TSO Fen Lisesi Heyeti, seyahat öncesinde Okul        Müdürü İsmail Ertop ve öğretmenleriyle birlikte, Belediye Başkanı                Bülent Kantarcı’yı ziyaret etti.”

               “Kardeş şehir Lennestadt sporda da kardeş oluyor!

         “Belediye başkanımız Bülent Kantarcı ile Çaycumaspor başkanı Erkan                Arslan, Almanya Lennestadt Spor kulübü yöneticileriyle Almanya'da bir         araya geldi. Lennestadt Spor Kulübü başkanı Matthias Knoche ve            yöneticiler kamp hazırlığı için Çaycuma'yı ziyaret etme kararı aldı. İki                spor kulübü arasında daha iyi ilişkiler kurulması için ilk adım atıldı.”

Haberlerin güzelliğine bakar mısınız… Kuşkusuz bu ilişkilerin gelişmesinde Lennestadt eski belediye başkanı sayın Stefan HUNDT’un ve değerli hemşerimiz Nedim KALEMBAŞI’nın katkıları da çok önemli. Onları da saygıyla selamlıyorum…

Belirtmem gereken çok önemli bir konu daha var. Bülent Başkan’ın çevreye duyarlılığı… Kentin temel altyapı sorunlarının çözülüp, yaşanabilirlik düzeyini yükseltmek üzere çevreye verilen önem… Bunu yalnızca Çaycuma ile sınırlandırmayıp, bölge düzeyine taşıması… Filyos Vadi Projesi kapsamında düşünülen “bacalı” sanayiye karşı verdiği mücadele… “Yeşil Çaycuma” sınırlarını aşıp, “Ekolojik Çaycuma”ya geçiş…

Bu nedenlerle, göğsümüzü gere gere, Başkanımıza, “Çevreci Başkan”; belediyemize, “Ekoloji Dostu Belediye” diyebiliyoruz…

İlkleri yaşıyor Çaycuma; güneş ve su türbinli santral, tümüyle ahşap Yaşampark Camii, hastaneye çarşıdan çıkmayı sağlayan Varagel (yerel füniküler)… Hepsi, ilklerin kenti Çaycuma’nın övünçleri…

Ve beni heyecanlandıran bir girişim “Bilim Merkezi” projesi. Başkan’ın en önemli hayallerinden biri oydu. Protokolü da yaptı. Çaycuma’da bir “Bilim Merkezi” kurulacak. 35.000 nüfuslu bir ilçede. Türkiye’de var olan 1.393 belediyeden kaç tanesinde bilim merkezi vardır? Var olan bilim merkezlerinden kaç tanesi 35.000 nüfuslu bir yerleşmededir? Kurulduğu zaman Çaycuma’nın kent olarak kazanacağı niteliği hayal etmek çok güzel…

Bu proje gerçekleşince, Çaycuma, bir “bilim kenti” olacak…

Ama belirtmeye çalıştığım eserler bile, orta ölçekli bir Anadolu ilçesinde, hayal edilmesi kolay olmayan yatırımlardır. Bu yatırımlar, Çaycuma’nın kimliğini zenginleştiriyor.

Bir kentin, o kente girende yarattığı izlenimler önemlidir. Çaycuma, “Ben, çağdaş bir Anadolu kentiyim” diyor. Gelenleri uygar ve güleç bir yüzle karşılıyor. Ve onlarda olumlu bir iz bırakarak uğurluyor.

Bunlar yetmez…

Madem Bülent Başkan bizi büyük düşünmeye alıştırdı, o zaman benim de yeni dönemde yeni beklentilerim var…

Çıtayı yükseltiyoruz…

Çaycuma, bir “tarım kenti” olmalıdır. Öncelikle Kayıkçılardan Ayavur Altına kadar olan alan… Bu alanda tarım, bostancılık yapanlar desteklenmelidir… Köylerimizde terk edilen tarımın canlandırılmasına, giderek GDO’suz üretime öncülük edilmelidir. Tarımla uğraşanların örgütlenmesine, kooperatifçiliğe önderlik edilerek, Çaycuma, “organik tarım merkezi”ne dönüştürülmelidir.

Çaycuma’nın yoğurdu” canlandırılmalıdır. Bunun için kömüşlerimizin çoğalmasına öncülük edilmelidir. Bölgede hayvancılık desteklenmelidir.

Çaycuma, “turizm merkezi”ne dönüştürülmelidir. Bölge turizminin konaklama merkezi olmalıdır. Ama bu konuda öncelikle “Kadıoğlu mozaikleri” için bir proje geliştirilmelidir. Filyos Antik kenti Teios (ben bu adı kullandım; ama Filyos’un antik adı konusunda çok söylenti var; Tieios, Tius, Tium, Tieium, Tios, Tion) ile Kadıoğlu mozaikleri ilişkilendirilerek, bir çekim alanı yaratılmalıdır.

Ve benim en önemli arzularımdan biri, yeni dönemde “yerel demokrasi” güçlendirilmelidir. Katılımcılık yaygınlaştırılmalıdır. Bu yolla belediye, “halkın belediyesi” yapılmalıdır.

Bu önerilerle yetineyim, şimdilik…

Diyorum ki;

İnsan doğduğu yerle övünebilmeli… Ben, şimdi övünüyorum.

İnsan, yaşadığı yerle kıvanç duymalı… Ben, şimdi duyuyorum.

İnsan, doğduğu yeri özlemeli… Ben, şimdi özlüyorum.

İnsan, doğduğu ve yaşadığı kentin sokaklarında yürürken mutlu olmalı… Ben, Çaycuma’da yürürken mutlu oluyorum.

Bu duyguları bana yaşatan değerli Başkanıma, sevgili dostuma, Bülent KANTARCI’ya teşekkür ediyor, gönül borcumu sunuyorum.

31 Mart 2024 günü bir kez daha seçilmesini arzuluyorum.

Bir kez daha…

Kendisine başarılar diliyorum.

Çaycumalı hemşerilerimden de, “Bülent Başkan”a sahip çıkmalarını diliyorum.

Ellerini vicdanlarına koyarak, Ona destek olmalarını, onun yanında olmalarını…

 

Yayınlanma Tarihi: 15.02.2024