Üyelik Girişi

Kentsel Dönüşüm Nasıl Kavranmalı

 KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ NASIL KAVRAMALI?


O kadar kolay ve ucuz kullanılan bir kavram oldu ki, kentsel dönüşüm… Neredeyse sıradanlaştı… Mekana dönük yapılan her şey “kentsel dönüşüm” olarak nitelenir oldu… Yani modalaştı… Moda olan, geçicidir… Dilerim kentsel dönüşümde öyle olmaz… Aslında kavram yıpratılırken, kentlerimizde kentsel dönüşüm zorunluluğu çok daha yakıcı biçimde ortada durmaktadır.

Gelişmeler ve yapılanlar izleyenleri şaşırtsa da, erktekiler ne yaptığını biliyor. Ekonomik yeğlemeleri var… Kentsel dönüşümden de o anlamda yararlanıyor… Ama halk ne yapacağını bilmiyor. O nedenle kentlerimizde ve kentsel dönüşüm alanlarında kaygıyla umut yan yana ilerlemektedir.

“Kentsel dönüşüm” adı altında kentlere, mekanlara, evlere müdahale yapılmaktadır… Her yere mi? Kuşkusuz hayır… Rantı yüksek, değişim değeri yüksek yerlere… Hangi gerekçe ile? Risk olduğu için… Karşı durulabilir mi buna? İnsan yaşamını tehdit ettiği için hayır… Çünkü en vazgeçilmez hakkımız, yaşama hakkı… İnsan “güvende yaşamak mı, risk altında yaşamak mı?” ikilemine sokulursa, sesi çıkmıyor. Oysa sığlaştırılmış bir yaşama hakkına itiraz etmek gerekmez mi?

Ama burada sorulması gereken sorular vardır:

  • Neden ülkemizde 1999 Marmara Depremi’nden bu yana riski ortadan kaldırmak için beklendi? Bu aralıkta risk yok muydu? Ya deprem olsaydı?
  • Bu erk neden kentlere müdahale yapmak için 2011 yılına kadar bekledi? 10 yıllık tek başlarına erkte oldukları dönemde ne yaptılar?
  • Kaldı ki AKP başta İstanbul, Ankara olmak üzere, belediyelerin büyük bölümünde 21 yıldır yönetimde değil mi?
  • Bu erk kendilerinin “kentsel dönüşüm” dediği, yık-yap faaliyetlerini gerçekten halk için mi yapmaktadır? Halk için yapılıyorsa, o zaman halka fikrini soran oldu mu? Oluyor mu?
  • Bir ülkede askeri diktatörlük döneminde 2981 sayılı İmar Affı Yasası ile affedilen yapılar, bir sivil diktatörlük tarafından şimdilerde yıkılacak, yıkılıyor… Bunun üzerine düşünmek gerekmez mi?
  • Adına “Kentsel Dönüşüm Yasası” denilen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa, insanı riski ortadan kaldırma düşüncesinin merkezine mi koymaktadır, kıyısına mı? Aslında risk açmazına sokularak insanların olası tepkileri sindirilmek mi istenmektedir?
  • 2005 yılından beri tartışılan dönüşüm alanları konusunda, Van Depremi’nden (23 Ekim 2011) sonra, birden riskli alanlardan ve binalardan söz edilmesi nasıl yorumlanmalıdır?
  • Türkiye neden “kentsel dönüşüm”ü tartışıyor? Kentsel dönüşüm, neden birden bire Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi haline geldi? Kentsel dönüşümü nasıl okumalı ve anlamalıyız? Türkiye’de kentsel dönüşümü zorunlu kılan nedenler nelerdir? Kentsel dönüşüm ile ne amaçlanmaktadır?

Daha başka sorular da sorulabilir… Sorulmalıdır… Doğru yanıtları aranmalıdır… Halkla paylaşılmalıdır…

Hiçbir aklı başında insanın doğru kentsel dönüşümü uygulamalarına karşı olması söz konusu değildir. Ama bugünkü tabloya bakıldığında destekleyenlerle eleştirenler olduğu, ayrışmanın da keskinleştiği görülmektedir. Destekleyenlerin beklentileri olduğu gibi, eleştiri yapanlar da bir beklentiyle eleştiri yapmaktadırlar. Ama beklentiler bir yol ayrımına işaret etmektedir. Beklentiler örtüşmemektedir. Eleştirenler, kentsel dönüşüm üzerinden kentlerin, kamusal varlıkların daha fazla hasarlanmamasını istemektedirler. Bu nedenle yürürlüğe konulan hukuk kaynaklarına eleştirel yaklaşmaktadırlar.

Asıl açıklığa kavuşturulması gereken nokta, kentlere yapılan bu ağır müdahalenin arkasında hangi niyetlerin olduğunu ortaya çıkarmaktır.

Değerli öğretmenimiz Prof. Dr. Ruşen KELEŞ, “Neden Kentsel Dönüşüm Yapılır?” sorusunu sorduktan sonra, 4 temel neden saymaktadır: “(1) Yoksulluk yuvalarını (gecekonduların) temizlemek (slum clearence); (2) Kent özeklerinin, kentlerin öteki kesimleriyle ve yörekentlerle aralarındaki ekonomik canlılık ayrımlarını ortadan kaldırmak, çöküntü bölgelerine yitirdikleri ekonomik canlılığı yeniden kazandırmak (urban rehabilitation, urban redevelopment, urban regeneration, urban renaissance); (3) Kentlerin sahip olduğu tarih, kültür ve mimarlık değerlerinin daha iyi korunabilmesi için bunların bulundukları semtleri, bu semtlerde bulunan yapılarla birlikte koruma altına almak (conservation); (4) Doğal yıkım olayları sonucunda yaşanabilirlik niteliklerini kısmen ya da tümden yitirmiş olan yerleşim yerlerini temizleyerek bu alanları yapılaşmaya elverişli duruma getirmek…” Sonra da demektedir ki, “Bu etkinliklerden her birinde söz konusu olabilen bir yan amaç da, kentsel dönüşüm yoluyla inşaat kesimine, kısaca ekonomiye canlılık kazandırmak, bir başka deyişle yerli ve yabancı sermayeye yeni kazanç kapıları açmanın ortamını hazırlamaktır.

Öğretmenimizin bu sıralamasına ülkemizde takla attırılmıştır. Reel sektörün neredeyse 10 yıldır gözden çıkarıldığı ülkemizde, erk, “gayrimenkule dayalı büyüme” tercihinin bir aracı olarak kentsel dönüşüme sarılmaktadır. Ülkemizde ekonominin sıkıntılarını uzmanlar dile getirmektedirler. O zaman bu sıkıntılara ve bunalım alarmına karşı önlem alınması gerekmektedir. Küreselleşme politikalarının sadık bir sürdürürcüsü olan AKP erki döneminde Türkiye, sanayisizleşme yolunda önemli yollar kat etmiştir. Sanayiden uzaklaşılırken, kent mekanlarına yaklaşılmıştır. Uzun zamandır saldırılacak tek alan olarak kent rantları ortaya çıkmaktadır. Halka kentsel dönüşüm diye yutturdukları, deprem korkusu üzerinden inşaat sektörünü ayakta tutmak, böylece olası bunalımın üstünü örterek erklerini bir süre daha devam ettirmektir.

Yapılan tüm yasal ve hukuksal düzenlemeler, bu ekonomik düşünceden kaynaklanmaktadır. Bu altyapıya, bu sosyo-ekonomik temele göre hukuk yaratılmaktadır. Yürürlüğe koydukları, dil alışkanlığı “kentsel dönüşüm yasası” denilen, ama dönüşümle ilgisi olmayan, en iyimser şehircilik nitelemesiyle yenileme yasası olabilecek olan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa, ceberut bir yönetim anlayışının ürünüdür. İnsanı süreçlerin odağına koymayan, hak arama kavramını reddeden, mülkiyet hakkını tehdit eden, engel tanımayan bir yasal düzenlemedir… Bu nedenle Yasa Anayasa Mahkemesi tarafından; Uygulama Yönetmeliği Danıştay tarafından delik deşik edilmiştir.

Ülkemizde 2000’li yıllarla başlayan İmar Yasası değişikliği tartışmaları, olumlu ve kısmen değişimci ve üretici biçimde 2005 yılına kadar sürmüştür… Var olan yasadan çok ileri ve kapsamlı bir taslak, meslek odalarının ve üniversitelerin de katkılarıyla ortaya çıkmıştır… Ama 2005 yılından 2012 yılına kadar yaşanan süreçte, bu taslak rafa kaldırılmış, “dönüşüm alanları tasarısı” tartışmaları her şeyin önüne geçmiştir. Van Depremi sonrası süreç hızlanmış ve kısa süreli bir görüşmeden sonra, 16.05.2012 günü 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa” kabul edilmiş, zamanın Cumhurbaşkanı da yasayı 1 hafta içinde onaylamıştır. Bu kadar önemli Yasa ne toplumda, ne de parlamentoda yeterince tartışılmıştır. Bu yasa bir kentsel dönüşüm yasası değildir. Risk altındaki tüm alanlarda ve riskli görülen tüm yapılarda uygulanacağı için de, Türkiye coğrafyasının neredeyse % 92’sini ilgilendiren bir yenileme yasasıdır.

Kentsel dönüşüm, bu konuda çalışan Roberts ve Skyles, Dannison, Linchfield gibi uzmanların ele alışlarına göre, “çökme ve bozulma olan kentsel mekanın ekonomik, toplumsal, fiziksel ve çevresel koşullarını kapsamlı ve bütünleşik yaklaşımlarla iyileştirmeye yönelik olarak uygulanan strateji ve eylemlerin bütünü,” olarak tanımlanabilir. Bu nedenle kentsel dönüşüm, yeni kentsel alanların planlanmasından ve geliştirilmesinden çok, var olan kentsel alanların planlanması ve yönetimi ile ilgilidir.

Dönüşüm, faaliyet alanı ve doğası gereği, var olan kentin yapısına ve burada yaşayan insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik geleceği üzerine ve buna bağlı olarak da kentin bütün geleneklerine etki etmektedir. Bu nedenle, bütün kentsel dönüşümün planlanması çalışmalarında, sosyologlar, ekonomistler, mühendisler, mimarlar, plancılar ve peyzaj mimarları gibi farklı disiplinlerin birlikte çalışması gerekmektedir.

Müge Z. AKKAR’ın makalesinde belirtildiği gibi, uluslararası uygulamalardan edinilen deneyimlerden yapılan çıkarımlara, özellikle 1990’ların başından başlayarak Batı yazınında başarılı sayılan kentsel dönüşüm projelerinde ön plana çıkan bazı ortak özelliklere göre, bir uygulamanın “kentsel dönüşüm” olarak nitelenebilmesi için bazı ölçütler ortaya konmuştur:

Bunlardan birincisi, bu projelerin stratejik planlama yaklaşımı ile geliştirilmiş olmasıdır. Bu projeler, belirgin bir vizyon doğrultusunda tasarlanan stratejileri izlemektedir. Esnek bir planlama anlayışına bağlı olarak geliştirilen bu projelerin dönüşüm strateji ve politikaları, zaman içinde değişen ekonomik, toplumsal, fiziksel ve çevresel koşullara göre yeniden gözden geçirilmektedir.

Bu projelerin ikinci ortak özelliği, işbirlikçi ve katılımlı planlama yaklaşımıyla geliştirilmiş olmalarıdır. Kentsel dönüşüm politikalarının başarıyla yaşama geçirilmesindeki en önemli etkenlerden birisi, özel sektör, kamu sektörü, gönüllü kuruluşlar ve toplumun farklı kesimlerinin ortaklıkları ve uzlaşmaları üzerinde gelişmiş olmalarıdır. Bu nedenle, Batı yazınında başarılı olarak tanımlanan kentsel dönüşüm projeleri müzakereci yöntemlerle geliştirilmiştir. Bir başka deyişle, projelerin araştırma, geliştirme, uygulama, izleme ve öz değerlendirme süreçlerinde müzakereci ve katılımlı yöntemler uygulanmaktadır. Bunun için kentsel dönüşüm projelerinde iş adamları ve esnaf forumu, mahalle veya bölge sakinleri forumu, kentsel tasarım paneli gibi çeşitli aktörlerin katılımına yönelik platformlar oluşturulmaktadır.

Çok-aktörlü ve çok-sektörlü koalisyonlara bağlı olarak kurulmuş olmaları, bu projelerin diğer bir önemli özelliğidir. Çok-aktörlü ve çok-sektörlü koalisyonların varlığı, kentsel dönüşüm projelerinin başarılarının sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmezdir.

Kentsel dönüşüm projelerinin başka bir özelliği ise, kentsel dönüşüm sorununun fiziksel mekan yanında, ekonomik, toplumsal ve çevresel boyutlarını da ele alan kapsamlı ve bütünleşik bir yaklaşıma sahip olmasıdır. Bu projelerde, aynı zamanda, yasal, kurumsal, örgütlenme yönlerinin yanı sıra, projenin izleme ve değerlendirme, geri-bildirim süreçleri de önceden kurgulanmaktadır. Uygulama süreçlerinde, belirli aralıklarla projelerin başarılı yürütülüp/yürütülmediğine ilişkin incelemeler yapılmakta; geri bildirimler aracılığıyla, kentsel dönüşüm strateji ve alt politikaları gözden geçirilmektedir.

Batı’daki kentsel dönüşüm deneyimi, başarılı projelerin yerel bağlamlı olduklarını göstermiştir. Batı yazınında, kentsel dönüşüm projelerinin geliştirilmesinde ideal çözüm modelleri önerilmemektedir. Yerelin koşullarının, sorunlarının ve gereksinmelerinin incelenmesi ve araştırılması ve ona göre çözümler önerilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bunun için, yerele bağlı kentsel dönüşüm sorunsalının açık bir biçimde tanımlanması gerekir.

Kentsel dönüşüm politika ve stratejilerine uygun bir kurumsal örgütlenmenin oluşturulması, projelerin başarılı olarak yaşama geçirilmesi açısından çok önemlidir. Başarılı olarak saptanan kentsel dönüşüm projelerinin bazılarında, var olan kurumsal yapıda uyum çalışmaları yapılmış; hatta yeni kurumsal yapılanma ve örgütlenmeler yaşama geçirilmiştir.

Batı’daki başarılı kentsel dönüşüm projelerinin son ortak özelliği ise, kolektif çabayı harekete geçiren projeler olmalarıdır. Bu nedenle, bu projelere yukarıda sözü edilen müzakereci yöntemlerle özel ve kamu sektörünün, gönüllü kuruluşların ve toplumun farklı kesimlerinin desteğinin ve katılımının sağlanması zorunludur. Kentsel dönüşüm politikalarının başarılarının sürekliliği, ancak yukarıda belirtilen paydaşların projeleri sahiplenmesi ile sağlanabilmiştir.

Bu ölçütler açısından ülkemizdeki uygulamalara bakıldığında, bir kentsel dönüşüm uygulaması bulma olanağı yoktur. Çünkü belirtildiği gibi amaç kentsel dönüşüm yapmak değil, inşaat sektörüne yeni alanlar açmaktır. Riskli alanlar buna göre seçilmektedir. Öyle ki, İstanbul’da “risk” ilan edilen alanların % 70’i riskli olmayan alanlardır. Çünkü niyet farklıdır… Bu niyete göre seçilen alanlarda yıkımlar yapılmakta, yapımlar sürmektedir. Yani inşaat süreci…

Olayın bir başka boyutu da Güneydoğu’da bazı yerleşmelerde yapılan operasyon sırasında yerleşmelerin de yaşanamaz duruma düşürülmesinin arka planındaki hesaplardır. Bu operasyonların yalnızca güvenlik gerekçesiyle yapılmadığı ortaya çıkmaktadır. Cumhurbaşkanı, gelenekselleştirdiği “Muhtarlar Toplantısı”nın 20.01.2016 günlü olanında, “Dağdakiler ve akademisyen geçinenler, müsvetteler devlet Kürtler'e karşı katliam yapıyor diyorlar. Kürt kardeşlerimiz bizim kardeşlerimizdir. Kimsenin Kürt vatandaşlarımıza kardeş demediği zamanda ben bir Başbakan olarak kardeşlerim dedim. O bölgelere hizmet götürdük. Havalimanlarından bölünmüş yollara, hastanelerden okullara kadar hiçbir ayrıma tabi tutmadan bu adımları biz attık. Hala da atmaya devam ediyoruz, edeceğiz. Şu operasyonlar bittikten sonra da süratle hükümetimiz bölgedeki şehirleşmeyi, kentsel dönüşümü süratle ele almak suretiyle bu bölgedeki mevcut yapı Allah'ın izniyle, o özgün mimarıyla yapılacaktır. Terör örgütü bölgeye sadece kan, acı, gözyaşı sunmuştur,” demektedir.

Hemen belirtmeliyim ki, bu satırların yazarı, terörü ilkesel olarak reddetmektedir. Ancak terör bahane edilerek, Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de yapılan operasyonlar sonucu, yerel halk, ait oldukları mekanlardan kopartılırken, arada çok sayıda vatandaşımız çoluk-çocuk demeden yaşamını yitirirken, buna tavır koyan akademisyenler için Cadı Avı başlatılırken, bugünkü açıklamayla olaya başka boyutlar eklenmektedir. En son Cumhuriyet Gazetesi’nin 19.01.2016 günlü elektronik gazetesinde yer alan haberde ve bazı tartışmalarda dile getirilen bir olasılığın somutlanacağının ipuçları ortaya çıkmaktadır. Yıkılan, yerle bir olan yerleşmelerde yaşayanlar, canlarını kurtarmak için mekanlarını terk etmişlerdir. Yani zorunlu bir “insandan arınma” süreci yaşanmaktadır. Bu çatışmalar sonucunda “arındırılacak eşya” da kalmayınca, buradaki yapılara kolayca müdahale edilebilecektir. Bu müdahalenin aracının “kentsel dönüşüm” olacağını Cumhurbaşkanı açıklamış bulunmaktadır. Büyülü kavram kentsel dönüşüm aracıyla bu mekanlara girilmesi, buralardaki mekansal dokunun tümden değiştirilmesi, ardından da buralardaki sosyolojik yapının yeniden yapılandırılması, daha doğrusu sosyolojik arındırmanın gerçekleştirilmesi, olasılıkla Suriyeli göçmenlerin buralarda ikamet edilmesiyle başka siyasal ve toplumsal hedeflere erişilmesi söz konusu olabilecek gibi görünmektedir.

Eğer yapılan planın bir parçası gerçekten bu ise, can sıkıcı ve mide bulandırıcı...

Öte yandan kentsel dönüşüm aracı, büyük kentlerde, özellikle kentin merkezinde kalan gecekondu alanlarında uygulanmaktadır. Bu nedenle uygulamalar, “yerinde dönüşüm” olarak değil, “tasfiyeci dönüşüm” olarak gerçekleşmekte, buralarda yaşayan insanları mekanlarından kopararak sürdürülmektedir. Bunun örnekleri Sulukule’de en somut biçimde yaşanmıştır. İstanbul’da Tarlabaşı, Ayazma, Ankara’da Çinçin Bağları uygulamaları da tasfiyeci yaklaşımın tipik örnekleridir. Buralarda yaşayanların düşüncelerine başvurulmadan kararlar verilmiş ve uygulamalar yapılmış, insanlar yerlerinden edilmiştir.

Oysa altına imza atılan, atılmayan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Avrupa Kentsel Şartı, Leipzig Şartı, Aalborg Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelerde, “kentleşme” denilince “katılım”, “kent hakkı” gibi kavramlar olmazsa olmaz öğeler iken, ülkemizde insanları yok sayan, yapıları ön planda tutan bir uygulama süreci yaşanmaktadır.

Kent yoksulluğunun dizboyu olduğu kentlerimizde, öncelikle bu yoksulluğu alt edecek modeller ortaya koymak, kentsel dönüşümü de bu anlamda kapsamlı bir araç, yukarıda verilen terminolojiye uygun içerikte bir araç olarak kavramak zorunluyken, süreci fiziksel boyuta indirgemek ne kadar doğrudur?

Kentsel dönüşümü yerel demokrasinin geliştirilmesinin bir aracı olarak kavramamakta neden ısrar edilmektedir? O mekanda yaşayanlarla birlikte dönüştürme neden hedeflenmemektedir. İnsanlar karar alma süreçlerine neden katılmamaktadır?

Birçok mahallede dönüşümünü kendileri yapmak isteyen, bu anlamda “kent kooperatifçiliği” gibi bir yapılanmayı yaşama geçirmek isteyen yurttaşlarımızın sesine neden kulak verilmemektedir? Mahallelerde yurttaşların kendi birikimlerini, dayanışma yeteneklerini yoğunlaştıracakları örgütlenme modellerinin önü neden açılmamaktadır? Neden varsa yoksa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üzerinden merkezi uygulamalarda ısrar edilmektedir?

Kentsel dönüşüm, önümüzdeki 20-25 yıl boyunca sürecek tartışmalardan birisidir. Bu şehircilik aracının terminolojiye uygun biçimde kullanılması için, yaratılan algı sığlığının aşılması gerekmektedir. Önce bir uygulamayı kentsel dönüşüme dönüştüren, “sosyal, ekonomik, hukuksal, finansal, fiziksel, paylaşımsal, yönetsel” tüm boyutların, bütünsel kavranışı zorunludur…

Yoksa olay “yık-yap” sığlıyla kavranırsa, bu yanlış algı yerleşikleşirse, ancak kentlerimize ve insanlarımıza zarar veren bir olguya dönüşebilir…

Daha insan odaklı bir kentsel dönüşüm için tartışmayı, arayışları sürdürmek, önermeleri anlaşılır söylemlerle halkımıza anlatmak, doğruları söylemeyi sürdürmek gerekmektedir…

Bunlar yapılırken, bir yandan da sürmekte olan uygulamalara karşı, pozitif hukuk içindeki araçların kullanılmasını sağlamak, hukuk devleti kazanımlarını korumak için önemlidir… Var olan hakları korumak için, mahalleler bazında hukuk büroları kurmaya kadar örgütlenmek zorunludur…

Kentlerimize yapılan bu ağır ve ölçüsüz müdahaleye dur demek, AKP ayakta kalacak diye kentlerimizin uğratılmakta olduğu kayıplara karşı direnmek, başta sorduğum sorular üzerine bir kez daha düşünmek de bir yurttaşlık görevidir.

Ve unutulmamalıdır ki, David HARVEY’in dediği gibi, “Marksist gelenek de dahil pek çok düşünce biçiminde, yaşam mekanında olanların ikincil bir sorun olarak ele alınması talihsizliktir. Sermaye, herkes bunu ikincil bir sorun olarak gördüğünde mutlu olur. Çünkü böylece bu alem sınıf mücadeleleri dinamiğinin bir parçası olarak görülmez.

 

Kaynaklar

AKKAR, Z. Müge, Kentsel Dönüşüm Üzerine Batı’daki Kavramlar, Tanımlar, Süreçler ve Türkiye, PLANLAMA Dergisi, Şehir Plancıları Odası Yayını, Yıl: 2006, Sayı: 2, s: 29-38

HARVEY, David, Kentsel Mekan Mücadeleleri Neden Önemlidir?, Mekan Meselesi, Tekin Yayınevi, 1. Baskı, Ekim 2014, ISBN: 978-9944-61-085-8, s: 141-164.

KELEŞ, Ruşen, Arazi Yönetimi Günleri’ndeki Tematik Sunuş, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, İstanbul, 15-16-17 Kasım 2012

  

Yayınlanma Tarihi: 21.01.2016