Seçimlik
Üyelik Girişi

500. Yıl

 

 

500. YIL

 

25 Ekim-10 Kasım 2011 tarihleri arasında Paris’te gerçekleştirilen 36. Genel Konferansı’nda UNESCO tarafından 2013 yılı, Piri Reis Haritası’nın (1513) 500. Yılı olarak anma ve kutlama programına alındı…

UNEESCO bir haritacı olan Katip Çelebi’yi de 2009 yılında anma programına almıştır

 Anadolu topraklarında, haritacılık geleneği kuşkusuz Piri Reis’le başlamamaktadır. 1895 yılında Modern Türk Haritacılığı’nın başlamasına kadar çok önemli çalışmaların yapıldığını görülmektedir. Biraz gerilere gidersek Kaşgarlı Mahmut’u ve dünya haritasını unutmamak gerekir. Piri Reis’ten önce Akdeniz portolanı (1413) yapan İbrahim Katibi’nin, Akdeniz haritası (1456) yapan İbrahim Mürsel’in hakkını vermek gerekir. Piri Reis’ten sonra haritacılık ve mekan algısının gelişmesine yaptıkları katkılardan dolayı Matrakçı Nasuh’u, Seydi Ali Reis’i, Ali Macar Reis’i, Mehmet Aşık’ı mutlaka ve mutlaka anımsamalıyız. Ama Katip Çelebi de özel yere koyacağımız önderlerimiz arasındadır… Oryantalist coğrafya anlayışından Batı algısına yönelişin de şaheseri olan Cihannuma, bugün bile hayretle incelediğimiz kaynaklardandır. Unutulmaması gereken kişiliklerden birisi Evliya Çelebi ise, diğeri kuşkusuz Takiyüddin El Rasıt’tır… Özel bir yazının konusu olacak kadar hüzünlü bir öykünün baş aktörüdür.

Piri Reis’in çok özel olmasının birçok nedeni vardır: Yaşam öyküsünün ilginçliği, haritacılık öyküsünün ilginçliği, ama ölümündeki kabul edilmesi zor süreç onu unutulmazlar arasında tutmaya yetmektedir.

Doğum tarihi tartışmalıdır. 1465 diyenler de vardır, 1475 diyenler de… Ama öldürülme tarihi tartışmasızdır, 1454…

Sayın ŞİMŞEK şöyle anlatır yaşam sürecini: Yıl 1470... Karamalı Hacı Ali Mehmed Efendi’nin “Muhiddin” ismini kulağına fısıldadığı çocuğunun ileride dünya tarihinde mümtaz bir yeri olacağının belki de farkında değildi. Mehmed Efendi’nin evinden yükselen bu çocuğun sesi, kısa zamanda amcası Kemal Reis’e ulaştı.

Osmanlı akıncı leventlerinin piri olan Kemal Reis’in, kendisinden sonra denizlerde dolaşacak yiğitleri yetiştirmeden bu dünyaya gözlerini kapatmaya niyeti yoktu elbette. Bir gece kapısını çaldığı Hacı Ali Mehmed Efendi’den Muhiddin’i istedi. Muhiddin’i, onu baba ocağından alıp elinden tuttuğunda Muhiddin çocuk denecek yaştaydı. Kemal Reis’in zaman kaybetmeye tahammülü yoktu. Ne Muhiddin’in yaşına baktı ne de elinden tuttuğu diğerlerinin. Aldığı çocuklar, gençler hepsi fişek gibiydiler. Kemal Reis’in okulu gemilerdi. Denizcilik bilimine vakıf olduğundan, bu gençlerin yalnızca kuramsal eğitim için vakit kaybetmelerinden yana değildi. Onun gemileri hem kuramsal bilgiler için birer okul, hem de pratikleri için uygulama alanıydı. 3-4 yıl gibi bir sürede gençleri pişiriyor ve sahaya sürüyordu. Sonra, “Kumanda sizde,” diyordu.

Muhiddin’e de aynısını uyguladı. Daha çocuk yaşta olan Muhiddin’i her seyr-ü sefere götürdü. Böylece Muhiddin 20’li yaşlarına gelmeden hem savaş hem barış deneyimine sahip idi.

Zaman tünelinin kilometre taşlarındaki rakam 1501’i gösterdiğinde Piri Reis; amcası Kemal Reis ile birlikte Venediklilere karşı savaştaydı. Bu savaş da zaferle sonuçlanmış ve Navarin geri alınmıştı. Kemal Reis, stratejik bir kararla zaferi müjdelemek için Piri Reis’i Sultan 2. Bayezid’e gönderdi. Piri Reis’i devlet ricali ile tanıştırma zamanı gelmişti. Piri Reis, Devlet-i Âliyye’nin kapısını çaldı ve içeri buyur edildi. Farkı farkedildi, ödüllendirildi. O dönemde Bab-ı Âli’den içeri giren eli boş dönmüyordu. Ancak, kapıdan dışarı çıkanın omuzlarındaki yük elindeki ödülle kıyaslanamayacak derecede ağır oluyordu. Piri Reis, Devlet-i Âliyye’de görev almakla yazgısının pamuk ipliğine bağlı olduğunun farkında mıydı bilinmez, ama bildiği bir şey vardı ki o da, Kemal Reis’in yanına dönmesi gerektiğiydi. Kemal Reis’den alacağı çok bilgi ve kazanacağı çok deneyim vardı. Kemal Reis ile gittiği her limanı inceledi, haritalarını yaptı.

1511’e gelindiğinde; denizcilerin olduğu gibi Piri Reis’in de piri olan Kemal Reis şehadet şerbetini içmişti. Sırtını dayadığı koca çınar yoktu artık. Piri Reis bir süre denizlerden uzak kaldı. Bu dönemde haritalarla uğraştı.

 Piri Reis Gelibolu’da başladığı dünya haritasının çizimini 2 yılda tamamladı (1513). 1515 yılında Barbaros Hayreddin Paşa tarafından Yavuz Sultan Selim’e hediyelerin sunulması amacıyla İstanbul’a gönderildi. Piri Reis bu görevi sırasında, padişaha haritasını sunamamıştı. Piri Reis beklediği bu fırsatı ancak 1517’de bulacaktır.

Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı fethettikten sonra, hemen İstanbul’a dönmemiş ve sekiz ay kadar Mısır’da kalmıştı. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’da bulunduğu sıralarda üç yüz gemiden oluşan Cafer Ağa komutasındaki Osmanlı donanması da, batı Akdeniz’deki devriye görevini tamamlayıp İskenderiye Limanı’na gelmiş ve buradaki Memluk gemilerini ele geçirmişti. Donanmanın gelişinin ardından Yavuz Sultan Selim de Nil’e gelen bir kadırgayla 28 Mayıs 1517’de İskenderiye’ye gitmiş, donanmayı denetlemiş ve 3 Haziran 1517 tarihinde Kahire’ye dönmüştü. Nil Nehri yoluyla Kahire’ye gelen Cafer Ağa komutasındaki donanmasının ileri gelenleri, Birket’ül-Fil’de Yavuz Sultan Selim tarafından kabul edilmişti. İşte bu sırada Piri Reis Yavuz Sultan Selim’e haritasını sundu.

Bu fakir de, eskiden bir harita yaptım ve haritada kullanılagelen haritalara göre kat kat daha çok yer ve bilgiler belirttim. Hint ve Çin denizlerini, yeni çıkan ve Osmanlı ülkesinde henüz kimsenin görüp bilmediği haritalarındaki bilgileri de kayıd ettim. O harita Mısır’da, toprağı tertemiz ve mekanı cennet olsun, rahmetli Sultan Selim Han hazretlerini mutluluk kapısına sunulmuş ve beğenilmişti,”diyor Piri Reis.

Piri Reis 1517’de haritasını padişaha sunduktan sonra bir yandan gemi reisliği ve filo komutanlığı yapmış, bir yandan da araştırma ve inceleme çalışmalarını sürdürmüş ve bilgi birikimini kitap haline getirmeye başlamıştı.

Piri Reis, KORSAN’dı, KAPTAN’dı, KAPTAN-I DERYA’ydı, HARİTACI’ydı…

2005 yılında ATLAS Dergisi’nde kendisi için hazırlanan bir dosyada şöyle deniyordu: “Bütün mevsimlerin hallerini, Ay’ın gökteki yürüyüşünü biliyordu. Denizin sırlarını fırtınalardan, dalgalardan alıyor, rüzgarlarla konuşuyordu. Limanları, koyları, adaları, kıyılardaki girintileri ve çıkıntıları nakşettiği haritalar, tehlikeli sularda yol alan denizcilerin rehberiydi.”

Piri Reis, Osmanlı donanmasının egemen olduğu denizlere ait “Kitabı Bahriye” adında 1483’de yazdığı kitapta çeşitli liman, koy, körfez, kıyı, kale vb yerlere ait haritalarla bu denizlerdeki gemiciliğe ait akıntılar, sığ yerler, tehlikeli kayalık yerlere ait bilgileri de vermiştir. 1513 yılında Piri Reis Gelibolu’da ceylan derisi üzerine çizdiği ve 21 parçadan oluşan haritanın 65×90 cm’lik bir paftası Topkapı müzesindedir. Colombus’un 1489 tarihli bir haritasından da yararlandığını söyleyen Piri Reis’in bu tarihte Amerika’nın içerlerini ve güney kutbundaki dağları da gösteren bu haritayı nasıl yaptığı bilim adamlarınca merak konusu olmuştur. Bu harita 1929 yılında Topkapı müzesinin eski eserler müzesi haline getirildiği sırada Milli Müzeler Müdürü Halil ELDEM tarafından bulunmuş ve Alman doğu bilimleri uzmanı Prof. KAHLE ile birlikte incelenmiştir.

Piri Reis, Hürmüz kalesinin kuşatılmasında uğradığı iftira yüzünden, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle 1554 yılında katledilmiştir.

Piri Reis’in haritasının çizilme öykülerini değerlendiren Prof. Dr. A. Celal Şengör (2003), şunları yazmıştı:

Türkiye'de biraz mektep görmüş herkes herhalde Piri Reis'in adını duymuştur. Onaltıncı yüzyılın bu önemli simasının iki şöhreti vardır: Biri bilimsel incelemelere dayanan ve dolayısıyla gerçeği yansıtan bir şöhret. Diğeri de dedikodu ve tevatüre dayanan uydurma bir şöhret. Tahmin edebileceğiniz gibi Piri'nin birinci şöhreti uygar ülkelerin bilim çevrelerinde, ikincisi de kendi ülkesi Türkiye'de yaygındır. Piri'nin ikinci şöhretinin yaygın şekli kendisinin 1513'te dünyanın en doğru bir haritasını yaptığı ve zamanının en büyük coğrafyacısı olduğu şeklindedir. Kendisini biraz daha etraflıca duymuş vatandaşları (dikkat buyurunuz, okumuş olanlar demiyorum) bir de onun mükemmel bir 'denizcilik kitabı‘ yazdığını söylerler. Bu nedenlerden ötürü Piri vatandaşlarının gönüllerinde taht kurmuştur.

Alman coğrafya tarihçilerinden ve oriyentalistlerinden Paul KAHLE şöyle diyor: "Harita (yani 1513 tarihli meşhur Piri Reis haritası) mümtaz bir Türk coğrafyacısı tarafından çizilmiştir. Kendisi, Akdeniz hakkında, içerdiği tüm veri ve haritaların olağanüstü doğrulukta olduğu bir eserin sahibidir (burada Kitab-ı Bahriye kastediliyor). Yerinde yapılmış detaylı incelemeler göstermiştir ki, bu eserde gerçeğe dayanmayan tek bir veri yoktur."

KAHLE'nin ve ondan sonra tüm bilim dünyasının öve öve bitiremediği Piri, kısaca söylersek, değerli        bir bilim adamıdır. Her şeyden önce gözleme dayanan bilginin ve eleştirel düşüncenin önemini kavramış bir insandır. Verilerini rastgele değil, eleştirel bir süzgeçten geçirerek toplamıştır. Üzerinde yaşadığımız dünya hakkında bilgi sahibi olmadan bir imparatorluk yönetilemeyeceğini, bilgileri edebiyat ve menkıbevi tarih dışına pek taşamayan padişahlarına anlatmaya çalışmış, ne yazık ki başarılı olamamıştır.

Piri'nin vatandaşları arasındaki şöhreti, diğer insanlara nazaran Piri'nin konumuyla veya gönüllerin onun konumunun neresi olmasını istediğiyle ilgilidir. Bir diğer ifade ile Piri'nin Türkler arasındaki şöhreti öznel bir bakış açısından yapılan değerlendirmeler sonucudur ve bunun için de büyük ölçüde dayanaksızdır. Buna karşılık, uygar dünyada Piri'nin şöhreti, onun kendi dışındaki dünyayı algılama yeteneği ve bu dünya hakkında oluşturduğu görüşleriyle ilgili olduğundan nesneldir ve kesin tarihsel kanıtlara dayanır. Bunun için de sağlam ve ölümsüzdür.

“Haritayı cinlerin çizmiş olması”, “”tanrıların arabalarının çizmesi” gibi birçok söylentiyi, Piri Reis’in kendisi haritanın kenar notlarında saf dışı bırakmaktadır. Piri Reis, bu haritanın, bir kısmı Akdeniz’de ele geçirilmiş İspanyol ve Portekiz gemilerinde bulunmuş olan, yaklaşık 20 haritanın bir birleşimi olduğunu belirtmektedir. Bunların arasında sekiz 'Caferiye' haritası, dört Portekiz haritası, Güney Asya'ya ait bir Arap haritası ve Kristof KOLOMB'a ait bir Amerika haritası vardır. Caferiye haritaları, çok eskiye dayanan, Abbasi Halifelerinden MEMUN zamanında kopyalanmış olan, Büyük İskender zamanına ait haritalardır.

 Piri Reis, haritasının Orta Amerika kısmının kaynağının Kristof Kolomb olduğunu şu satırlarla belirtir: "Bu isimler ki mezbur cezairde ve kenarlarda kim vardır, Kolonbo komuştur ki anınla malûm oluna. Ve hem Kolonbo ulu müneccim imiş. Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır, Kolonbonun hartisinden yazılmıştır."

Piri Reis haritasının Kristof Kolomb haritasından kaynaklandığının önemli bir kanıtı, Küba'nın yokluğudur. Kristof Kolomb seyahatnamelerinde Küba'nın bir ada değil, kıtanın uzantısı olduğunu yazmıştır ve Piri Reis haritasında da Küba bu şekilde gösterilmiştir.

Notlarda "Antilya" olarak değinilen Karayipler’e ilişkin çeşitli bilgiler verilir. Bir kenar notunda adı geçen "Izle de Spanya", (günümüzde Dominik Cumhuriyeti ve Haiti’nin bulunduğu) Hispanyola Adasına karşılık geldiği anlaşılabilse de, bu kenar notunun yanındaki adanın şekli Japonya’ya benzemektedir. Macellan’ın seyahatlerinden önceki dönemde Atlas Okyanusu'nun batı kıyısında Asya olduğu kanısı yaygındı. Çin’e varmak amacıyla yola çıkan Kristof Kolomb'un yanına Uzak Doğu Asya haritaları almış olduğu bilinir. Kolomb'un Doğu Asya kıyılarını gösteren bu haritalara kendi keşfettiği yerleri eklemiş olması olasıdır. Haritanın bu bölgesindeki pek çok kıyı şekli Asya'nın doğu kıyılarına karşılık gelmektedir.

Karayipler'in çiziminde Piri Reis’in iki haritadan yararlandığı anlaşılabilir: Sancuvano Batisdo adı iki farklı ada için (biri günümüz Porto Riko’sunda bulunan San Juan Bautista, öbürü Küçük Antiller’de yer alan Santa Maria de Guadalupe) kullanılmıştır, ayrıca Virgin Adaları iki kere çizilmiştir.

Güney Amerika'nın içerlerinde görülen dağlar Caneiro haritasında da görüldüğünden dolayı, Piri Reis’in kaynaklarından biri olasılıkla onun türevlerindendir.

Brezilya kıyıları konusundaki kenar notunda bu kıyıları kazara keşfetmiş Portekiz kaşiflerin ayrıntılı anlatılarından yararlandığını belirtir. Söz konusu kaşif şüphesiz 1500’de Hindistan’a giderken Brezilya’yı keşfeden Pedro-Alvares Cabral’dir.

Haritadaki bazı yörelerin kaşiflerin Ceneviz Cumhuriyeti’nden olduğuna ilişkin övücü ifadeler bulunması, ayrıca Kristof Kolomb’dan onun İtalyanca'da kullanılan adı olan 'Kolombo' olarak söz edilmesi, Piri Reis'in Cenevizli kaynaklardan da yararlandığına işaret eder.

Bu büyük devlet adamının, bu büyük haritacının öneminin 2013 yılında daha iyi kavranması ve unutulmaması, ona gönül borcu ödememizin en önemli yoludur…

 

Kaynaklar

ŞİMŞEK, Erdoğan, Piri reis, Deniz Kuvvetleri Dergisi, Sayı: 612, Kasım 2011

http://www.dzkk.tsk.mil.tr

ŞENGÖR, A.C., Piri Reis'in Şöhreti, Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi, 12 Temmuz 2003, Say›: 851, s: 5.

http://tr.wikipedia.org/wiki/P%C3%AEr%C3%AE_Reis_Haritas%C4%B1

 

Yayınlanma Tarihi: Mart 2013